Miting meydanlarının dili

0

Şu, son zamanlarda içinde yaşadığımız ekonomik kriz ve toplumsal bunalım günlerinde; doğal olarak pek
çoğumuz farkında değiliz ama, aslında; gerçekten de tarihsel önemde, olağanüstü ve bir hayli de ilginç bir
dönemden geçiyoruz. Evet, Kovid-19 salgını yeni varyantlarıyla birlikte tüm dünyayı kasıp kavurmaya
devam ediyor. Bundan bağımsız olarak, hemen yanı başımızda patlak vermiş olan Rusya-Ukrayna savaşı,
dünya ekonomileri üzerinde, epeyce hatırı sayılır derecede olumsuz etkiler yaratıyor. Ayrıca, dünyada
zaten küresel iklim değişikliği dolayısıyla kısmen yaşanmakta olan gıda krizinin daha da derinleşmesine
neden oluyor. Kapitalizmin beşiği olarak görülen dev ekonomili, ABD, AB ülkeleri gibi, gelişmiş batılı
ülkelerin pek çoğundan bile yeni bir enflasyon dalgası, ekonomik kriz ve toplumsal bunalım sinyalleri
geliyor. Elbette ki ülkemiz de dünyadaki bu kötü gidişattan etkileniyor ve kendi payına düşen
olumsuzlukları almak zorunda kalıyor. Ama, tüm bunlardan ayrı olarak ülkemizde bir de ülkemizin kendi
iç sorunlarından, kötü yönetimden, kamu yönetimindeki liyakat sisteminin bozulmasından, bilimle;
özellikle de ekonomi bilimiyle inatlaşmaktan, kaynak savurganlığından ve yapısal bozukluklardan
kaynaklanan, tarihte bugüne kadar misli görülmemiş ağır ekonomik ve sosyal sorunlar yaşandığı
gözleniyor. Halkımız hala hayat pahalılığın ulaştığı boyutların şaşkınlığını yaşıyor. Olan biteni anlamaya
çalışıyor. Ücretler ve fiyatlar arasındaki makas iyice açılmış gibi görünüyor. Son günlerde,
televizyonlarımızda sık sık, büyük şehirlerin kimi semtlerinde, asgari ücretin ve ortalama bir memur
maaşının sıradan bir evin aylık kirasına yetmediğine ilişkin haberler yayımlandığına tanık oluyoruz.
Halkımız arasında, bir tarım ülkesi olan Türkiye’de; manav tezgahlarında bir tek incirin tane fiyatının 12.-
TL, bir kilo domates fiyatının 20.-TL, bir ekmeğin fiyatının 4.-TL, ucuzluğun ve yoksul sofralarının simgesi
olan kuru soğan ve patatesin bile bir kilogramının fiyatının 10.-TL olasının ekonomik akılla nasıl
açıklanacağının tartışmaları yapılıyor. Ne yazık ki ne yapılırsa yapılsın ekonomideki bu kötüye gidiş bir
türlü durdurulamıyor. Karamsarlığa ve umutsuzluğa sürüklenmiş çok büyük bir halk kesimi tarafından
böyle bir sıkıntılı süreçten kurtuluş için seçimlere gidilerek millet iradesine başvurmaktan başka çıkar yol
görülmüyor. Bu nedenle, bir süreden beri özellikle muhalefet partileri sözcüleri tarafından sürekli olarak
erken seçim talepleri gündeme getiriliyor. Halktan güvenoyu almış, milli iradeyi temsil eden,
yenilenmiş bir TBMM ile ve güçlenmiş bir siyasal iktidarın hazırlayacağı yeni ve dinamik programlarla
bu sorunların üstesinden gelinebileceği tahminleri yapılıyor. İşte bu ve buna benzer nedenler
dolayısıyla ülkemiz, eskilerin deyimiyle her açıdan seçim “sath-ı mailine” girmiş bulunuyor. Ancak işte
tam da bu noktada, Türk siyasal hayatında bugüne kadar bir eşine daha rastlanmamış büyük bir ilginçlik
yaşanıyor. Şöyle ki, ortada TBMM tarafından alınmış resmi bir seçim kararı ve belirlenmiş bir seçim
takvimi yok. Ancak tüm siyasi partilerimiz ülke genelinde harıl harıl tarihi belirsiz bir seçim için kendi
seçim kampanyalarını yürütüyorlar. Böyle, belirsizlikler içindeki bir seçim süreci de Türkiye için yeni bir
siyasal deneyim ve belki de bir ilk olarak siyasi tarihimize geçecekmiş gibi görünüyor. Tabii siyasal
iktidar, çok seçenekli bir seçim planına göre seçim çalışmalarını yürütüyor. Kendine en uygun olarak
gördüğü bir tarihte aniden bir seçim kararı alarak baskın bir seçime gitmek istiyor. Son olarak
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 25 Temmuz 2022 Günü katıldığı TRT ortak yayınında; erken
seçime ilişkin olarak şu açıklamalarda bulundu. “Biz şu anda Cumhur İttifakı olarak kendimizden
sorumluyuz. Yani bizim partilerimiz arasında herhangi bir sıkıntı söz konusu değil. Adayımız belli, hazır.
Ve adayımız şu anda çalışmalarını arazide Cumhur İttifakı’yla beraber yürütüyor. Yani “Aşkınan koşan
yorulmaz” dedik. “Durmak yok yola devam” dedik. 2023 seçimlerinde 20 yılı aşan bir tecrübeyle
milletimizin karşısına çıkıyoruz.” Şeklindeki görüş ve düşüncelerini dile getirdi. Bu açıklamalarıyla
Erdoğan, bir anlamda üstü örtülü olarak yürütülmekte olan seçim çalışmalarını en yetkili kişinin,
Cumhurbaşkanı’nın ağzından teyit etmiş oldu. Artık bu açıklamalardan sonra, siyasal partilerimiz
tarafından ülke genelinde sürdürülen seçim çalışmaları daha da büyük bir hız kazanacaktır. İşte yine
geçtiğimiz hafta sonunda bu seçim çalışmaları kapsamında ülke genelinde bazı mitingler yapıldı. CHP
Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Balıkesir Kuva-yı Milliye Meydanı’nda düzenlediği “Milletin Sesi”

mitinginde konuştu. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisince Kayseri
Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitinge katılarak seçmenlerine hitap etti ve SOL Parti Başkanlar
Kurulu Üyesi Önder İşleyen ise, partisinin Fatsa’da düzenlediği ve yaklaşık olarak üç bin kişinin katıldığı
“Fındıkta sömürüye son!” mitinginde fındık üreticilerine ve Fatsa halkına seslendi. Öteki parti liderleri
ise, çarşı-Pazar gezmelerine ve seçmen ziyaretlerine devam ettiler. Tabii bu mitingler, çeşitli basın yayın
organlarında bazı uzamanlar ve politikacılar tarafından karşılaştırmalı olarak incelendi ve çeşitli analizlere
tabi tutuldu. Söylenenler genellikle CHP’nin “Milletin Sesi” mitinginin daha kalabalık ve daha coşkulu
olduğu yönündeydi. CHP’nin “milletin Sesi” mitinglerinde daha önceden yaptığı gibi bu mitinginde de
Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun kürsüye çıkmadan önce halktan kişilere söz vermesi gerçekten de
çok etkileyiciydi. Aynı gün Kayseri’de düzenlenen AKP mitinginin ise; geçmiş AKP mitingleriyle ve CHP’nin
Balıkesir mitingiyle karşılaştırıldığında; bir hayli sönük ve coşkusuz kaldığı şeklinde bazı değerlendirmeler
de yapıldı. Bu bağlamda Gazeteci Mehmet Y. Yılmaz, t24 haber sitesindeki “Meydanlar ve caddeler”
soruyu yanıtladı: Gidici! Başlıklı makalesinde; “AKP ve Erdoğan, kitleler üzerinde eski etkisini kaybetmiş
görünüyor. Ve bu artık sadece parti teşkilatındaki yorgunluk ile açıklanabilir bir durum da değil.
Muhalefet cephesi, seçmenin önüne etkili olabilecek bir program ve bu programı uygulayabileceği
inancını yaratacak ciddi bir aday koyarsa, bugün araştırmalarda az farkla birinci görünen AKP’nin oy
kaybının daha da hızlanacağını bugünden söyleyebilirim.” Sözleriyle, AKP’nin yapılacak olan seçimleri ve
dolayısıyla da siyasal iktidarı kaybedebileceğinin bir işareti olarak değerlendirdi. SOL Parti’nin Fatsa
mitingi ise, sosyalist solun taa 1960’lı yıllardaki Türkiye İşçi Partisi (TİP) gibi ve özellikle de 1980’de 12
Eylül Faşist Cuntasının bir silindir gibi üzerinden geçmesinden bu yana ilk defa kitlesel taban bulmasını ve
seçim meydanlarına inmesini göstermesi açısından bir hayli anlamlıydı. Görüldüğü gibi, gerçekçi ve
bilimsel gözlemler yapmasını ve okumasını bilenlere seçim mitinglerinin de bir söyleyeceği, bir dili ve
anlatımı ve bir iletisi vardır. Özellikle siyasetçilerin ve geleceğe ilişkin kararlarını siyasi gelişmelere göre
vermek zorunda olanların, sokağın nabzını tutabilmeyi ve miting meydanlarının dilini ve vermek
istedikleri iletileri çok iyi bir şekilde okuyabilmeyi öğrenmelerinde sayılamayacak kadar çok faydalar
bulunmaktadır. Bu meydanlar bazen, sessizce gelmekte olan köklü değişimleri haber verebilirler. Ve
yakın geleceğe ilişkin doğru öngörülerde bulunabilmemize yardımcı olabilirler. Örneğin, Türk siyasal
yaşamının efsane rol modellerinden ve parti liderlerinden Bülent Ecevit, 1973 seçimlerine ilişkin olarak
dönemin saygın gazetecilerinden Cüneyt Arcayürek’e vermiş olduğu bir röportajında; Tarsus mitingindeki
katılımı, kalabalığı, coşkuyu ve dinamizmi gördükten sonra seçimlerden birinci parti olarak çıkacaklarını
anladığını açıklamıştır. Evet, anketler gibi mitingler de yapılacak olan seçim sonuçları hakkında çeşitli
fikirler verebilirler. Ancak, bu fikirler her zaman mutlak doğru olmayabilir. Bazı durumlarda bu
göstergeler yanıltıcı da olabilir. Çünkü unutulmamalıdır ki, siyasal faaliyet 7/24 bitmeyen bir faaliyettir
ve siyasal olaylar ise konjonktürel olaylardır. Yani, meteorolojik hava hareketleri kadar değişkendir. Bu
nedenle, siyasal partilerin ve bu partilerde siyaset yapan siyaset adamlarının ortaya çıkan her yeni
değişime göre kendi plan ve stratejilerini yeniden gözden geçirmeleri ve ortaya çıkan yeni paradigmalara
göre yeni politikalar üretmeleri, yeni projeler geliştirmeleri ve halkı cezbedebilecek yeni tezler ortaya
koyabilmeleri gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, ortaya çıkan tüm somut veriler, Cumhur İttifakı
oylarının bir erime sürecine girdiğini göstermektedir. Mevcut konjonktüre göre yapılan değerlendirmeler
yapılacak olan ilk genel seçimlerde bir siyasal iktidar değişikliğinin yaşanacağını ve siyasal yelpazede çok
köklü değişiklikler olacağını göstermektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, siyasi gözlemciler tarafından
seçimlerin 2023 Mayıs ayının birinci ya da ikinci haftasında yapılacağı tahminlerinde bulunulmaktadır.
Türkiye’de yapılan siyaset açısından bu süre çok uzun bir süredir. Ve o zamana kadar köprülerin altından
çok sular akıp, geçecektir. Bu süre içerisinde bazı göstergelerin değişebilmesi ve bazı olumsuzlukların
giderilebilmesi mümkündür. Geçmişte AKP ve onun lideri olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
seçimlerde partisinin aleyhine olan süreçleri, tersine çevirmeyi başarabilmiştir. Acaba bu sefer de aynı
başarıyı gösterebilecek midir? Bu sorunun cevabını verebilmek için vakit henüz çok erkendir ama, eğer
ülkemizde olağanüstü bir değişiklik yaşanmazsa; mevcut konjonktür, Cumhur İttifakı aleyhine

çalışmaktadır. Ve çanlar, Cumhur İttifakı için çalmaktadır. Buna karşılık olarak da her geçen gün biraz
daha belirgin olarak, Millet İttifakı’nın ve onun tezleri olan Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemin ve
gerçekten demokratik ve laik, çağdaş bir toplumsal düzenin ayak sesleri duyulmaktadır.
MEÜ. E. Öğr. Gör. Uzm. Celal TEZEL

CEVAP VER

Yorumunuz girin
Lütfen adınızı buraya yazın