Ekonomi Çarkı Talimatla Döner mi?

0

Genel anlamda dengeler üzerine kurulan ekonomi belirsizlikten hiç hoşlanmaz. Çünkü belirsizlik, günü birlik veya keyfi kararlar dengeleri alt üst eder. İktisadi karar vericiler ne yapacaklarını, geleceğe yönelik nasıl bir adım atacaklarını kestiremezler ve bunalıma girerler. Ne yazık ki ülkemiz bu türden bir belirsizlik ve öngörülemezlik sarmalına kapılmış durumdadır. Bir yandan piyasa ekonomisini (liberal anlayışı) benimseyip diğer taraftan talimatlarla ekonomiyi yönetmeye kalkmanın akılla izah edilecek bir yanı yoktur. Piyasa ekonomisi üzerinde müdahale ancak planlamayla, hesap kitap yaparak mevcut kaynakları optimal kullanmakla olur. Bu kadar karmaşık hale gelen ve küreselleşen ekonomiler bu nedenle talimatla değil akılcı politikalarla döner. Oysa ülkemizin yaşadığı sorunların tamamında plansızlık ve günübirlik politikalar vardır. Üniversite kontenjanlarının boş kalmasından, öğrencilerin yurt bulamamasına, önlenemeyen fahiş fiyat artışlarından yüksek faizlere her şeyde her yerde sorunların arkasında yatan temel sorun budur.

Faiz sebep enflasyon sonuç inadıyla ülkenin 8-10 ayı ve milyarlarca döviz rezervi heba edilip, fatura halkın sırtına yüklendikten sonra tekrar aynı noktaya dönebilmek hem böyle bir zihniyetin hem de nasıl olsa hiç kimseye hesap vermek zorunda kalmamanın getirdiği bir sonuçtur. Özellikle gelişmiş kıta Avrupa’sı ülkelerinde değil böyle bir durumdan bahsetmek halkı zarara uğratabilecek ufak bir adımı dahi hayata geçirmek hayal edilmez. Türkiye’de ise merkez bankası başkanları faizleri düşürüp düşürmeyeceğine göre, üstelik gece yarısı kararlarıyla tek kalemde değiştirilebilmektedir. Son merkez bankası başkanı ve ekibi de belirli bir süre bekledikten sonra şimdilik kendisine verilen talimatı yerine getirmenin ilk adımını atmış ve faizleri % 19 seviyesinden % 18 seviyesine indirmiştir.

Tüketici Fiyat Endeksi (%)                                    TCMB Faiz Oranları (1 Haftalık Repo)

Kaynak: TCMB

Yukarıda soldaki grafik (kırmızı çizgi) Tüketici Fiyatları Endeksi yıllık değişimini, sağdaki grafik (mavi çizgi) TCMB politika faizini göstermektedir. Görüldüğü üzere 2018 Haziran ayından itibaren düşürülmeye başlanan faiz oranlarına karşın enflasyon oranlarında azalma olmadığı gibi artış gerçekleşmiş, faiz sebep enflasyon iddiası boşa düşmüştür. Aslında ekonominin içinde bulunduğu duruma göre örneğin maliyet kaynaklı enflasyon durumunda faiz belirli bir süre enflasyona da neden olabilmektedir. Ancak belli ki ülkemizde enflasyonu körükleyen ve iktidara bir türlü izah edilemeyen başka unsurlar da bulunmaktadır. Ama finansal piyasalar açısından çok kritik bir konumda olan ne merkez bankasının ne de para politikası kurulu üyelerinin bu konuda belli ki bir iradesi ve etkinliği söz konusu değildir. İktisat politikaları sadece siyasetin ve siyasetçilerinin talimatlarına veya isteklerine göre şekillendirilmektedir.

Pekala şimdi ne olacak? Ekonominin içinde bulunduğu durum ve bozuk dengeler buna hazır olmadığı için muhtemelen daha önce yaşanan senaryo yeniden sahnelenecek ve çıkacak fatura vatandaşa her zamanki gibi ödetilecektir. Dolar kuru yükselecek (Türk lirası daha çok değersizleşecek), dolar daha çok yükselip ekonomi tepetaklak olmasın diye yine kamu bankaları ve merkez bankası bol bol döviz satacak, fırsatı kaçırmayacak piyasa kurtları her seferinde daha fazlasını isteyecek ve sonunda faizler yeniden yükselecektir. Burada kazanan yine faiz lobileri ve döviz simsarları olacaktır.

Faizlerin düşmesinden faydalanacak diğer bir grup ise sermaye grubudur. Büyük sermaye grupları (TÜSİAD) dünyada genel olarak uygulanan enflasyonun üzerinde bir faizi ve istikrarlı bir para politikasını talep ederken, orta ölçekte üretim yapan, özellikle konut-inşaat sektöründe kümelenen grup (TOBB) ise yatırımlar açısından faizlerin düşürülmesini talep etmektedir. Yani bugüne kadar ki uygulamalarda olduğu gibi olayın ideolojik-dini boyutu varsa mutlaka ekonomik-parasal boyutu da bulunmaktadır. TOBB çevresinde kümelenen grup hükümeti çıkarları gereği destekleyen, genelde borcu borçla öteleyen, devletten vergi avantajları koparmaya çalışan, daha çok ucuz işçi çalıştıran gruptur. Bu nedenle onlar için faiz indirimi çok önemli. Hükümet için de muhtemel bir erken seçime kadar mevcut düzeni devam ettirmek, şirket iflaslarını engellemek çok önemli.

Ancak meseleye bir grubun çıkarı olarak bakmak büyük bir yanlıştır. İktisat bilimi özellikle makro iktisat zaten yatırımlar, dolayısıyla hasıla artışı için faiz indiriminin gerekliliğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Ancak faiz indiriminin başarılı olması için başka unsurların da hayata geçirilmesi gerekmektedir. Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı, kamu ihalelerinde şeffaflık, kamu yatırımlarında rantabilite, makroekonomide iç ve dış dengelerin sağlanması gibi birçok kriterin, ekonomide sözü edilen reformların başarılması zaten faiz indirimini doğal olarak beraberinde getirecektir. Bu da sadece bir çıkar grubunun değil zaman içerisinde ülkedeki tüm vatandaşların rahatlamasını ve huzur bulmasını sağlayacaktır.

Türkiye’de ise yapılan şudur: eğer mal ve hizmet fiyatları aşırı artıyorsa talimatla tanzim satış noktaları kurulur veya stokçu avına çıkılır. Bu hiçbir işe yaramaz çünkü sorunun kaynağı üretimin planlanmaması ve tutarsız politikalardır. Piyasa ekonomisinin altın kuralı arz ve talep arasındaki dengesizlikleri ortadan kaldıracak objektif ve bilimsel politikalar uygulamaktır. Bu yapıldığında halk sağlığı ve yararı için denetlemeler yapılması veya bazı kurallar getirilmesi ancak makul olabilir. Aradan 2-3 sene geçer ve yeniden enflasyon artınca bu sefer aynı kafayla fahiş fiyatlarla mücadele kurulları kurulur veya zincir marketlere gözdağı verilir, sopa gösterilir. Bu da sorunu kalıcı olarak çözmeyecektir ama olsun ! Aynı hataları bir daha yapmanın siyasetçi tarafında ödenecek bir bedeli yoktur. Bedel ya da fatura ödemek demek millete havale etmek demektir. Eğitim politikaları, sağlık politikaları, dış politika her şey bu türden bir anlayışın kurbanıdır. Kimsenin hesap sormaya haddi de yetkisi de yoktur. Oysa yine iktisadi akıl alınacak her yanlış kararın bir bedelinin olduğunu ve kötü bir karar almanın örneğin refah, adalet, özgürlük, daha iyi bir eğitim, daha iyi bir çevre talebinden feragat olduğunu söyler. Siyaset bilimi ise buralardan ders çıkarmayan bir milletin aynı filmi izlemeye devam edeceğini ve yarın ne olacak ne olmayacak belirsizliğiyle bir ileri iki geri gitmeye devam edeceğini, özetle işsizlik ve hayat pahalılığıyla yaşamayı kaçınılmaz bir kader gibi görmeyi alışkanlık haline getireceğini izah etmeye devam eder.              

Not: Mersin’in Silifke İlçesinde yer alan Taşucu Limanı ve liman geri sahasında yer alan 714 bin 2oo metrekare yüzölçümlü “sanayi tesis alanı” da imarlı taşınmaz ile üzerinde bulunan tüm yapı ve tesisleri bir bütün halinde özelleştirildi. 3-5 seneye kalmaz Akdeniz’den Ege’ye, Marmara’dan Karadeniz’e satılmadık, özelleştirilmedik ne kıymetli bir arazi ne sahil şeridi ne de bir liman kalmayacak gibi görünmektedir.

Prof. Dr. Hüseyin M. YÜCEOL

CEVAP VER

Yorumunuz girin
Please enter your name here